Anasayfa | İletişim | Künye | Manisa'da, Siroma Projesi İle Ayrımcılığı giderme eğitimi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Reklam Servisi | Sayılar | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Ana Sayfam Yap | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR


 

Döviz Kurları
TCMB Döviz Kurları (14.12.2017)
Döviz Alış Satış
ABD DOLARI 3.8323 3.8392
EURO 4.5316 4.5398
SUUDİ ARABİSTAN RİYALİ 1.0219 1.0237

Adanada Huzur

SEYID SULTAN MUHAMMET RAŞİD EROL Hz. HAYATI

(22/EKİM/1993) Dar-ı bekaya tevdi ettiğimiz Muhammed Raşit Erol Efendi (ks) ülkemizin gönül mimarlarından birisidir. Bir Allah dostudur. Son dönem tarihimizin sancılı hayatında, şahsında unutulmaz manaları taşıyarak yaşamış, ebedi aleme de öyle göçmüşlerdir. Bir Allah dostu temiz yaşar, temiz ölür, geride güzellikler bırakır, kutlu bir iz bırakır. Muhammed Raşid Efendi de (ks) izi takip edilecek kutlu önderlerden olmuştur.

Kategori  Kategori : Sohbetler
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 6221
Tarih  Tarih : 05 Aralık 2017 01:22

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

SEYID SULTAN MUHAMMET RASİD EROL Hz. HAYATI
Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir.

sultan seyyid muhammed raşid erol hazretleri ile ilgili görsel sonucu
Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.
(22/EKİM/1993) Dar-ı bekaya tevdi ettiğimiz Muhammed Raşit Erol Efendi (ks) ülkemizin gönül mimarlarından birisidir. Bir Allah dostudur. Son dönem tarihimizin sancılı hayatında, şahsında unutulmaz manaları taşıyarak yaşamış, ebedi aleme de öyle göçmüşlerdir. Bir Allah dostu temiz yaşar, temiz ölür, geride güzellikler bırakır, kutlu bir iz bırakır. Muhammed Raşid Efendi de (ks) izi takip edilecek kutlu önderlerden olmuştur. “Doğu”nun farklı manalar yüklendiği bir zamanda Doğu’da yaşamasına rağmen, ülkenin doğusundan batısından coşkulu bir gönül akınının hedef noktası olması,
Türkiye onu anlasaydı, bunca sancıyı yaşamazdı eminiz. Çünkü böyle Allah dostları, tıpkı bayrağını taşıdıkları Allah Rasülü (sa) gibi şahıslarında iklimleri, kavimleri, renkleri, sesleri, dilleri kardeş yaparlar, Birbirine ısındırırlar. Onların yüreklerinde buluşunlar dost olurlar,

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi
Adıyaman’ın Menzil köyceğizinde yuva tutan bu Allah dostu da, ülkenin her dilden, her kavminden, her topraktan çocuklarını kolları arasına almış, birbirine katmış ve sonunda Allah yolunun yolcuları yapmış, yani kardeş yapmıştır. Menzil ikliminde Türkün Kürdün düşmanlığı yoktu. Arabın, Çerkezin, Lazın, Gürcünün de öyle...Hatta Avrupalının, Amerikalının da...Öyleyse ülke, bir Allah dostunun gönül ikliminde buluşsa, dertsiz olurdu, sancısız olurdu..
Muhammed Raşid Efendi, yalnız bir dost iklim oluşturmakla kalmadı. Onun varlığı ile ihya olan küçük Menzilcik, “şerefü’l – mekan bi’l- Mekanın şerefi, orada ikamet edenin izzeti sebebiyledir” sözünün tam masadakıdır. Şerefi veren Allah Tealadır. Eğer insan O’na, sadece O’na bağlanırsa, O insanı aziz eder. İsterse insanların gözlerinin görmeyeceği, ellerinin kolay ulaşamayacağı mekanlarda yaşasınlar. Çünkü Allah’tır dilediğini aziz kılan. Dilediğini zelil eden...
İrtihallerinde peşlerinde sadece Menzil köyü değil, onun gönül ikliminde koca bir dünya buluştu. Öyleyse izzeti Allah yolunda aramak gerek. Orada mahviyete erilirse, Allah, insanı, insanlar nazarında aziz kılacak. “Menzil Şeyhi” Muhammed Raşid Efendi’nin bize bıraktığı bir ibret de bu.. Bir başka ibret daha var ki, bu da insanımızdaki şahsiyet sarsıntısını tedavi edecek adresi göseriyor. O İslam’dır, O, İslam’ın rahmet iklimini hayata taşıyan tasavvuf mektebidir. Muhammed Raşid Efendi’nin (ks) bir özelliği, dara düşmüş gönüllerin tövbe pınarında yıkandıkları mahal olmasıdır. Allah, her kuluna değişik ikramlar lütfeder. Muhammed Raşid Efendi,(ks) sanki Rabbimizin, tövbe kapısıdır. Ona gelen, tövbe kapısından girer, yıkanır, arınır, durulur, bir güzel insan haline gelir.
Şöyle bir etrafınıza bakınız, o tövbe kapısından geçmiş, güzel yüzler görürsünüz. İçkiden tövbe etmiş, uyuşturucudan tövbe etmiş, kumardan, yuvası yıkımın kenarından dönmüş, cinayete karışıp gönlü yufkalaşmış bir nice insan... Muhammed Raşid Efendinin (ks) duası, nazı niyazı, bir şefkatli nazarı insanları adeta bir ölüp dirilme ameliyesinden geçirmiş ve ortaya yepyeni bir kişilik çıkmış,Ders ne? Şu: İnsanları günahları sebebiyle bitirmemek gerek. Gerek ki Allah’a yakaracak bir kalp sahibi ve onunla dergah-ı ilahiye ye yönelmeli. Orada kapılar her zaman açık. Yeter ki ulaşabilesin. Ulaş ve kardeşin için dua et ; kirinden arınsın. Mümin izzeti ile donansın yeniden.

Otomatik alternatif metin yok.
Muhammed Raşid Efendinin arkasından, Türkiye’nin hakim sisteminin tavrı için de bir şeyler söylemek gerekir. Türkiye’nin hakim sistemi, bir çok İslam alimine, Allah dostuna dünyayı zindan etmiştir. Kimilerinin hayatlarına kastedilmiştir. Bu zulümler, onların izzetinden bir şey eksiltmiş değildir. Aksine onlar, önder insanlardı, Ümmetin ıstırabını yaşarken de önderlik ettiler. Şehitlikte de, cihat dada öncü oldular. Yüzü kara kalan o zulümleri yapanlardır. Onların ahiret te yüzleri karadır. Ama dünyada da kara yüzlüdürler ; İşte tarih o kara suratları teşhir edip duruyor.
Muhammed Raşid Efendi (ks), sistemin çile vasatından nasibini alan Allah dostlarındandır. 12 Eylül döneminde hasta halinde sürgün yaşamıştır. Vefatından sonra da devletin yayın organlarında hakkında tek satır çıkmamıştır. Bu sisteme utanç olarak yeter. Toplumun ana sütunlarını ihmal eden, ihmal eden ne kelime onları yıkmak için savaş veren bir sistem, ne kadar sağlıklıdır, ne kadar kalıcıdır? Yaşanan sancılar bu soruların açık cevabını vermiyormu? Oysa sistem bu Allah dostlarını anlasaydı, onları sevseydi, onlara dayansaydı, onları toplumun ana dayanakları haline getirseydi... Ama o zaman sistem öncelikle onların inanç iklimini anlamış olmaz mıydı? Elbet öyle olurdu. Şimdi sistem bir fırsatı daha kaçırdı. Anlayışsızlığı, günahları ve tabii sancıları ile başbaşa kaldı.

Otomatik alternatif metin yok.
Muhammed Raşid Efendi (ks) hazretlerine rahmetler niyaz ediyor, fatihalar gönderiyoruz. Gönül dostlarına, manevi evlatlarına taziyelerimizi sunuyoruz..
Bu gün 2016 Yılına geldiğimizde, Sultan Seyyid Muhammed Raşit Efendinin (ks) Halifeleri, Seyyid Abdülbaki Efendi, Adıyaman Menzilde, Seyyid Molla Ahmet,Van’da, Molla Muhammed Efendi (muhammed konyevi) Konya İlimizde, (Merhum Molla Yahya Pakiş İstanbul'da)
Şah-ı Urfa Seyyid Abdülbaki Efendinin Halifesi Es Seyyid Fevzeddin Efendi (Şah-ı Bilvanis) Eskişehir İlimiz Sivrihisar İlçesinin Buhara Köyünde, Bu yoldaki hizmetlerini Sürdürmekteler, BUHARA’da Ümmete Hizmette Bulunan Zamanın Şahı, Şah-ı Bilvanis (ks), Kendilerinden Önce Gelen, Allah Dostları Olan Sadat-ı Kiram’ın Silsiledeki Son İsmidir...
Geleceği Öncelerden, Çok Öncelerden Bildirilmiştir..Geldikten Sonra da, Allah Dostu Olduğunu Anlamak İçin Bir Başkasının, Onları Övmesine Gerek Bırakmamışlar,Mübarek Yusuf Misali Yüzleriyle, Yürüyüşleri İle,Hal ve Hareketleriyle Allah (c.c.)’ın Dostu, Resullullah(s.a.v.)’in Varisleri Ve Sadat-ı Kiram’ın İncisi Olduklarını Belli Etmişlerdir..
Buhara, Allah Dostu Bir Zatı Ağırlamaktadır ki, O Zat, Ne Dünya Malı Peşindedir, Ne de Mevki.. Müslümanlığı; Dolandırıcılar, Uçkuru Açık İnsanlar Gibi Tanıtanların,
Ülkeyi Bölmek İsteyenlerin, Fitne Yapmaya Çalışanların, Şeriatı Kötüleyenlerin ve Yanlış Anlatanların,Kur’an-ı Kerim’e Küfredenlerin, Sünneti Değiştirmeye Çalışanların, Müslümanları Katil Olarak Sunanların Dolduğu Şu Dünyada,
İslam Şeriatını Ve Sünnet-i Seniyyeyi Tam Manasıyla Yaşayan, İnsanların Hidayetine Vesile Olan Ve Yüzyıllar Öncesinden Gelen İlah-i Kelimetullah Sorumluluğunu Üzerine Alan Ve Hakkıyla Yapan Şah-ı Zamane (K.S)’un Lütfederek, Memleket Edindikleri Köydür Buhara,
Gül Bahçesidir, Asr-ı Saadet’ten Buram Buram Gelen Gül Kokusudur..Nakşibendi Tarikatı’nın Eşsiz Güzelliğinin Kana Kana Yaşandığı Köydür Buhara...
Güller bahçesi Buhara’da, dertli insanların derman kaynağı, çaresizlere çare, dostluğun ve ahlakın timsalgahı, Rabbimin ümmete lütfu olan kamil ve mükemmel mürşidimiz, önderimiz, iki gözümüzün nuru EŞ- ŞEYH ES SEYYİD FEVZEDDİN EL-BUHARİ (k.s.a.) Hz.nin ikamet ettiği köydür..

İlgili resim
12 Eylül döneminde, Seyda Hazretleri hizmetinin en parlak dönemlerini yaşıyordu. 80'li yılların başında Türkiye'nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen insan seli, tabii ki, gözden kaçamazdı. Bu yüzden de sık aralıklarla Menzil'e baskınlar düzenlenir, her taraf didik didik aranır ve hiçbir şey olmamış gibi geri dönerlerdi. Yine bu aramaların birinde Menzil'in her tarafı kuşatma(!) altına alınmış, askerler her yanı sarmış arama yapıyorlardı. Askerlerden biri telsizle üstlerine şöyle dedi: "Komutanım, bu köyün sahibi o kadar çalışkan biri ki, bizden daha çok çalışıyor, etrafı arıyor..."
18 Temmuz 1983 Gökçeada Sürgününü Şah-ı Zaman Seyyid Fevzeddin Hazretleri Şöyle Anlatıyor:
"Şevval ayının son günüydü. Yatsıdan sonra Seyda Hazretleri eve gelmişti. Biz de eve dönerken Adıyaman Emniyet Müdürü, Jandarma Alay Komutanı yardımcısı bizim evimizin avlusuna geldiler. Yanlarına gidip: "Hayırdır?" diye sordum. Dediler ki: "Muhammed Raşid Erol'u almaya geldik, bir ifadesi var, Adıyaman'a götüreceğiz." "Siz burada bekleyin, ben kendisine haber veririm." dedim. Gidip Seyda Hazretlerine durumu arz ettim, "Olur" dedi. Hazırlandı, beraber Adıyaman'a gittik.
"Korkma Fevzeddin, çağrılışımızın sebebi ifade meselesi değil. Onu mecburi ikamete tabi tutacağız. Yanına alacağı eşyası varsa, ya da babanla gelecek biri varsa gelsin." dediler.
Ben tekrar Adıyaman'dan Menzil'e döndüm, kardeşim Abdülgani'yi aldım, babamla beraber gönderdim. Dört gün boyunca kendisinden hiç haber alamadık, dördüncü gün basından öğrendik ki, Gökçeada'ya sürgüne götürmüşler..
Sultan Muhammed Raşid Hz. K.S. Gökçeada'ya ilk geldiği sırlarda şöyle söylediler:
"Ne gerek vardı bu kadar masrafa, bu kadar askere? Menzil'den ta Gökçeada'ya kadar bu kadar benzin masraf ettiler. Devletin bir bekçisi bana gelip kağıt gösterseydi, ben çoluğumu çocuğumu alıp arabama biner gelirdim."
Seyda Hazretleri Gökçeada'da kaldığı iki yıl boyunca her gün emniyete gidip imza atıyordu. Bir gün polisler kendisine şöyle bir ricada bulundular:
"Efendim siz yaşlısınız, hastasınız. Müsaade edin biz her gün defteri getirelim, evinizde imza atarsınız."
Seyda Hazretleri buna karşı çıkarak şöyle derdi:
"Hayır! Devletim bana emretmiş, ben her gün geleceğim."
Polisler ısrar edince,
"Hayır!" dedi yine. "Bırakın polisi, askeri, devletin bekçisi bile emretse ben yüz kilometre değil, bin kilometre de gelirim."
Seyda Hazretlerinin üç yılı aşkın sürgün günleri, çileli bir dönemin şahitliğidir. Fakat bir gün dahi kendisinden ne devlete, ne şahıslara karşı hiçbir suçlama duyulmamış, bütün gücüyle sabır ve şükür ipine sarılmıştır. O dönemde devlet tarafından Seyda Hazretlerinin Türkiye üzerindeki barışçı etkisi dikkate alınmamıştır.

Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.
Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi şeyhine "Sizin sağlığınızda kendi halifeliğimi açıklıyamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadığınız devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği aşikare olarak ilân edilmeyip gizli kalmıştır.
Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muham-
med'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda haz-
retlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazret-
leri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatıma Validemizle
evlenmişler, bu izdivactan Seyyid Muhammed (ka.),
Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel
Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice is-
minde iki kızı olmuştur. Zeynel Abidin küçük yaşta
vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-
runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-
lidemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri,
Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-
dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Ay-
nulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri
olmuştur. Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid
Ma'ruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs kö-
yünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar.
Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle
Bilvanis köyüne hicret ettiler. Seyda hazretleri (k.s.)
bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle ev-
lenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid
Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid
Abdurrakib isimli oğulları ile Hasine, Muhsine, Hasi-
be, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye
isimli kızları dünyaya gelmiştir. Gavs hazretleri Bilva-
nis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriy-
le birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne tâşındılar. Burada
11 sene kaldıktan soma Siirt'in Kozluk kazasının Ga-
dir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan
görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Di-
yarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının
sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin
Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası
Gavs hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince
başlıyan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam et-
mişti..........

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman'a, soma Adana'ya oradanda Gökçeada'ya götürülen Seyda' hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fa-
kat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun
süre ızdırap çekmiştir.

Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma
hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Seyda
hazretlerinin ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış
çektiği ızdıraplarına bir yenisi eklenmiş, fakat irşad
faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.

Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki
kaplıcalardan,15 Ekim 1993 Cuma günü Ankara'ya döndü bir Hafta sonra, 22.Ekim 1993 Cuma günü cuma namazından iki saat sonra 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur..............
Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılı-mıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında top-rağa verilmiştir.

RABBIM ŞEFAATLERİNİ NASİB ETSİN...[ AMİN ]

Gökçeada günleri

Gökçeada'ya ilk geldiği sırlarda şöyle söylediler:

"Ne gerek vardı bu kadar masrafa, bu kadar askere? Menzil'den ta Gökçeada'ya kadar bu kadar benzin masraf ettiler. Devletin bir bekçisi bana gelip kağıt gösterseydi, ben çoluğumu çocuğumu alıp arabama biner gelirdim."

Seyda Hazretleri Gökçeada'da kaldığı iki yıl boyunca her gün emniyete gidip imza atıyordu. Bir gün polisler kendisine şöyle bir ricada bulundular:

"Efendim siz yaşlısınız, hastasınız. Müsaade edin biz her gün defteri getirelim, evinizde imza atarsınız."

Seyda Hazretleri buna karşı çıkarak şöyle derdi:

"Hayır! Devletim bana emretmiş, ben her gün geleceğim."

Polisler ısrar edince,

"Hayır!" dedi yine. "Bırakın polisi, askeri, devletin bekçisi bile emretse ben yüz kilometre değil, bin kilometre de gelirim."

Seyda Hazretlerinin üç yılı aşkın sürgün günleri, çileli bir dönemin şahitliğidir. Fakat bir gün dahi kendisinden ne devlete, ne şahıslara karşı hiçbir suçlama duyulmamış, bütün gücüyle sabır ve şükür ipine sarılmıştır. O dönemde devlet tarafından Seyda Hazretlerinin Türkiye üzerindeki barışçı etkisi dikkate alınmamıştır.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta, yürüyor ve açık hava


Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

SON DAKİKA HABERLERİ

Zülfikar GENÇTÜRK Zülfikar GENÇTÜRK
HEDEF, ERDOĞAN ve TÜRKİYE'NİN ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜ.... MUTLAKA OKUYUN....
Ahmet Olcay Ahmet Olcay
Nüfusumuz artmadığı için bir imparatorluğu kaybettik
Osman PACAL Osman PACAL
Oyuna dikkat! Sırf bunun için kurulmuş şirketler var!
H. Fikret BAYRAKTAR H. Fikret BAYRAKTAR
FET֒den alınacak üç ders
S.Temel İLKİTOĞLU S.Temel İLKİTOĞLU
50 yıllık simülasyon!
Davut Uyumaz Davut Uyumaz
Yaşasın millet!
İsmail Yavaş İsmail Yavaş
15 Temmuz bir ‘uyuyan hücre’ girişimidir!
Ramazan Yıldırım Ramazan Yıldırım
DEĞİŞİM
Ulvi Murat Tunca Ulvi Murat Tunca
TARIM BAKANI,YANILTILARAK ÇİFTÇİ ÜZERİNDE, OYUN OYNANMAKTA!

ANKET

Yeni Web Sitemizi Beğendiniz mi ?



Tüm Anketler

 

 

 

Anasayfa | İletişim | Künye | Manisa'da, Siroma Projesi İle Ayrımcılığı giderme eğitimi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Mesaj Gazetesi | Reklam Servisi | Sayılar | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Ana Sayfam Yap | RSS Kaynağı